Bu yazı bir internet gazetesinden alınmış ve değişiklik yapılmadan burada yayınlanmaktadır.Bu yazıyı köşeme almamın başlıca sebebi ; yanlış bilinen yanlış hatırlarda kalan İmralı Canisinin asılması/asılamaması ile ilgili geniş bilgilerin bulunmasıdır.Belki bu şekilde haklı olduğu halde yazılı ve görsel basında yeterince yer alamayanların haklarını teslim etmektir. (Bu yazının sahibi Ülkücü Haber’de yazan M.Çetinkaya’dır)
*************************
Son günlerin gündem maddesi olan ve Kürt Sorunu olarak nitelendirilen süreçle ilgili AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ bir basın toplantısı düzenledi. Hedefinde MHP ve lideri Devlet Bahçeli olan toplantıyı ibret ve hayretle izledim.
Siyasette seviyeyi düşüren, kamuoyunu yanıltan, yalan ve yanlış bilgileri bu kadar pervasızca paylaşmaktan utanmayan bir anlayışın siyasetimizde yer bulabilmesi ülkemiz siyaseti ve demokrasi adına çok büyük bir kayıptır.
1991’den bu yana gelinen süreci tam anlamı ile çarpıtan ve yanlış bilgiler veren Bekir Bozdağ’ın söylediklerine kısaca göz attıktan sonra hükümetin süreçle ilgili olarak henüz yapmadıklarıyla dahi nasıl bir ihanetin içerisinde olduğunu tarihten örneklerle açıkça görebileceğiz.
Bozdağ diyor ki, Apo Bahçeli’ye asılmaması şartı ile teslim edilmiştir. Esas ABD projesi budur diyor. Hâlbuki Apo Türkiye’ye 15 Şubat 1999’da teslim edilmiş, 99 seçimleri henüz yapılmamış, 57. Hükümet kurulmamış ve MHP’nin mecliste tek milletvekili yoktur. Görevde ise DSP azınlık hükümeti vardır. Konuşmasının devamında ise diyor ki, MHP Apo’nun idamı için halka söz verdi, yerine getirmedi. Apo MHP’ye teslim edilmişse MHP nasıl seçim meydanlarında Apo’yu asma vaadiyle iktidar ortağı oluyor. Kendisini aynı konuşmada yalanlayan bir şahsı ciddiye almak dahi mümkün değildir. Ancak kamuoyu yalanlarla ve iftiralarla aldatılmaya çalışıldığı için biz de gerçekleri ortaya koymak, bu şahısların hatalarını meydana çıkarmak mecburiyetindeyiz.
Süreç
31 Mayıs 1999, AÖ, Ankara 2 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanmaya başlandı.
29 Haziran 1999, AÖ’ nün TCK’nin 125.maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.
25 Kasım 1999,Yargıtay 9.Ceza Dairesi, AÖ hakkında verilen idam cezasını oy birliği ile onadı.
Böylece AÖ’ nün idamına ilişkin iç hukuk süreci tamamlandı.
1997 yılında RP-DYP hükümeti döneminde imzalanan AİHM 11 nolu protokolü gereği terörist başı AİHM'e başvuru hakkı kazanmıştır. Bu belgede Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener'in de imzaları vardır.
Bu protokole binaen terörist başı 25 Kasım 1999'da AİHM'e başvurmuş ve AİHM Strasburg, 30 Kasım 1999 tarihli kararında (Başvuru no: 46221/99) mahkeme iç tüzüğünün 39.maddesi gereğince mahkeme kararını verene kadar infazın uygulanamayacağını belirtmiştir.
Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası taahhütlerini yerine getireceğine dair belge 7,5 saatlik görüşme sonucunda koalisyonun üç ortağı tarafından imzalanan bir bildiri ile açıklanmıştır.
Bekir Bozdağ bu belgeyi eline alıp Apo’yu kurtaran imzalar diye pervasızca gösterebilmektedir. Belgeye ulaşma imkânı olmayan ve bu nedenle de inceleme imkanı bulamayan vatandaşlarımız ise buna inanmaktadır. Bu tamamen yalan ve çarpıtmadır.
Bekir Bozdağ’ın imzaları göstermesine rağmen belgenin içeriğini neden okumadığını sormak istiyorum. Okuyamaz çünkü okuduğu takdirde söylediklerinin tamamen yalan ve çarpıtma olduğu açıkça görülecektir.
Peki, belgenin içeriği ne diyor?
Türkiye’nin uluslararası taahhütleri gereği AİHM kararı gelene kadar dosyanın bekletilmesini, karar ne olursa olsun idam cezasının uygulanacağı belirtiliyor.
Türkiye’yi bu taahhüdün altına sokan kim? Şimdi AKP’de politika yapanlar.
AİHM kararını AKP hükümetleri döneminde açıklamıştır.
İdam cezası kaldırılmamış olsaydı ne olacaktı?
Apo idam edilebilecekti. Pek idamı kim kaldırdı şimdi ona bakalım.
3 Ağustos 2002 tarihinde 4771 no'lu kanun ile idam cezası MHP'nin 117 milletvekili hayır oyuna rağmen Devlet Bahçeli'nin 'Gökkuşağı Koalisyonu' adını verdiği altı parti tarafından kaldırıldı. Alınan karar metnini MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli imzalamamıştır. Konu ile ilgili açıklama yapan Başbakan Erdoğan belgeleri bu nedenle açıklayamamıştır. Ertesi gün Radikal Gazetesi kocaman bir manşet ile MHP Avrupa yolunu tıkadı diye yazdı. Yine o günlerin gazetelerinde Ecevit, Yılmaz, Çiller, İsmail Cem, R.T Erdoğan ve Recai Kutan tarafından imzalanan ortak mutabakat belgesi (Lider Sözü) yayımlandı.
AKP grubu adına konuşan Bülent Arınç ve M.Ali Şahin idam cezasının kaldırılmasını desteklediklerini mecliste belirtmişlerdir. 2 Ağustos 2002'de TBMM’de Mir Dengir Fırat'ın MHP’li milletvekillerine dönerek: "Asamadınız, bundan sonra da asamayacaksınız!" sözü çok tartışılmıştır.
Bu oylamadan sonra Tayyip Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak Hürriyet gazetesine verdiği demeçte:
"Bu, çok büyük bir başarıdır. Ben, burada özellikle TBMM’yi takdir ediyorum, alkışlıyorum." demiştir.
Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere idam cezasının kaldırılmasına sadece ve sadece MHP milletvekilleri “HAYIR” demiştir.
Kanunun tamamının oylanmasında da MHP milletvekillerinin dışında “HAYIR” diyen olmamıştır.
Şimdi sormak istiyorum, idamın kaldırılmasına hayır diyen MHP mi, yoksa idam kaldırılsın diyen AKP mi Apo’yu ipten kurtarmış oluyor?
Ardından idam cezasının kaldırılmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 nolu protokolü AKP hükümeti tarafından imzalanmış ve 17 Eylül 2003 tarih, 25232 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Bundan sonra da 07 Mayıs 2004 tarihinde yani AKP hükümeti işbaşında iken 5170 sayılı kanunla “TERÖR, SAVAŞ VE ÇOK YAKIN SAVAŞ SUÇLARINA İDAM CEZASI VERİLMESİ” hükmü kaldırılmıştır.
Bu hüküm MHP’nin koalisyonda bulunduğu hükümet tarafından konulmuştu.
Hükümetin İstismarı
Hükümet açıklamalarında anaların gözyaşı dinsin, şehit cenazeleri gelmesin gibi bir istismar içeren sözlerden öte bir şey yoktur.
Bekir Bozdağ açıklamasında dahi söylemiştir ki 1999-2002 dönemi arasında yani MHP’nin koalisyon hükümeti olduğu dönemde ülkede terör sıfıra inmiştir. Okuduğu belgelerin birisinde MHP Apo’yu muhatap aldı diye sunmuş olduğu örnekte acı bir gerçeği daha gördük. 57. Hükümet döneminde Apo ha asıldı ha asılacak korkusu ile terörün iyice sindirilmesi kamuoyuna sanki bir suçmuş ve müzakereymiş gibi sunuldu. 57. Hükümet Apo’nun hangi istediğini yapmıştır? Sizin gibi temsilcileri ile masaya mı oturmuştur? Sizin gibi isteklerini yerine mi getirmiştir?
AKP hükümeti sıfır terörle aldığı ülkeyi maalesef ki bölünme noktasına getirmiştir. Etnik ve dini kimlikler üzerinden politika yürütmektedir. Kendileri gibi Kürtçü düşünmeyen herkesi itham etmektedirler. Yaşadığımız ülkeyi sevmemiz dahi suç olarak telakki edilir bir hal almıştır.
STK diye görüştükleri kişiler ya senelerdir Kürtçü politika yürüten komünistlerdir ya yandaş organlardır ya da Amerika beslemesi, ülkesi ve milleti sadece para olmuş çıkar çevreleridir.
Utanmadan şehit ailelerinin de süreci desteklediğini belirtebilecek kadar konuyu çarpıtan basın-yayın organlarının sahiplerinin hükümetle olan çıkar bağlantılarının da araştırılması mutlak suretle gerekmektedir. Çünkü şehit ailelerinin tavrı nettir. Ailesinde hiç şehit olmayan, para toplamak amacı ile kurulan dolandırıcı dernekleri muhatap alıyorlarsa o ayrı. Çünkü bu ülke seçimden 2-3 ay önce kurulan ve dernek binası dahi olmayan şehit aileleri dernek başkanının AKP’den nasıl aday adayı olduğunu da yandaş basın organlarının bunu nasıl verdiğini de gördü.
Bu noktada tarihe bakalım biraz da. Ulu önder Atatürk Sevr Anlaşmasını imzalamış bir ülkeyi kurtarmaya kalkıştı ve bunu başardı. Peki, Kurtuluş mücadelemizde canlar vermedik mi? Analar evlatlarından haber dahi alamadılar, çok sayıda şehidimiz ve gazimiz oldu. Ve analar, babalar, evlatlar o günde vatan sağ olsun, hürce yaşayalım dediler. Bu nedenle verildi o canlar, hürriyet için. Onurlu ve şerefli yaşamak için!
Peki, o zaman AKP zihniyeti iş başında olsaydı ne diyecekti? Anaların gözyaşı dinsin, şehit cenazeleri gelmesin biz Sevr’e de razıyız, her şeye de razıyız mı diyeceklerdi?
Ülkenin birliği ve bütünlüğü için gerekirse analar gözyaşı da dökecek, şehit cenazeleri de gelecek. Yıllardır verdiğimiz mücadelenin özü de budur. Ne diyor şehit anası? Vatan sağ olsun. Ne diyor şehit babası? Bir oğlum daha olsa onu da gönderirim. Bizi biz yapan, bizi farklı kılan bu düşüncemizdir. Terör dursun da nasıl durursa dursun diyemeyiz. Bu anlayış yarın açılımlarını gerçekleştirdiklerinde terör bitmezse ne yapacaklar? Verelim Anadolu’nun güneydoğusunu ,şehit cenazeleri gelmesin aman, analar ağlamasın mı diyecekler?
Hükümetin içine düştüğü en büyük ihanet işte budur. Ver kurtul, sat kurtul, böl kurtulcu zihniyettir. Biz bölücü terörün istediklerini yapalım, sonra? Terör durursa durur, durmazsa istediklerini vermeye devam edeceğiz. Böyle sapık bir zihniyet nasıl kabul edilebilir?
Hükümet sadece bir tane şehidin vebalini bile kaldıramaz, ilk seçimlerde yok olur gider. Ama olan millete olur, kardeşlik bozulur, etnik tartışmalar doğar ve terör büyür.
Şehit cenazeleri gelmesin, analar gözyaşı dökmesin diye terör örgütünün istekleri nasıl yerine getirilebilir? Bu biz yenildik demektir ve masaya ilk yenilen oturmak ister. Bu koskoca Türkiye Cumhuriyetinin gücünü kırmaktır, yok saymaktır. Bu Türk Silahlı Kuvvetlerini mağlup kabul etmektir.
İçi boş bir kutu buyurun onaylayın diyorlar. Senelerdir aydın diye çağırdığınız kişilerin zırvalarını dinliyor bu millet. Bu adamların görüşünü herkes biliyor. Siz ise sadece bu kişileri çağırarak görüş alıyorsunuz. Çağırdıkları kişiler arasında bir tek vatansever, bir tek Türk Milliyetçisi yok. Konuda uzman bir tek kişi yok. Ama ülkemiz aleyhine milli meselelerde tavır alan kim varsa orada. Polis akademisinin de toplantılara merkezlik ettirilmesi de ayrı bir yüz karasıdır.
Evet, şehit cenazeleri gelmesin, analar ağlamasın ama terör örgütünün istekleri de yerine getirilmesin. Bu ülke 57. Hükümet döneminde sorunu nasıl çözmüşse şimdi de çözme gücüne ve kabiliyetine sahiptir. Yoksa ki taviz tavizi doğurur.
Ancak mücadele etmek gerekiyorsa da kimseden korkacak, ürkecek halimiz yok. Biz korkak, aciz ve sindirilmiş değiliz. Türk ordusu da öyle… Eğer gerekirse bu ülke için, milletimizin ve devletimizin bölünmez bütünlüğü ve bekası için yine şehit cenazeleri gelecek, yine analar ağlayacak! Yoksa Allah muhafaza bir savaşa falan girsek bunlar analar ağlamasın, şehit cenazelerin gelmesin diye düşmanın isteklerini bir bir yerine mi getirecekler ?
Yazı bu …
Biz de diyoruz ki;
VATANI OLMAYAN, TOPRAĞI OLMAYAN MİLLET OLAMAZ. Filistin gözümüzün önünde duran en önemli örnektir.
Adı ne olursa olsun ayrışmaya, bölünmeye üniter yapının bozulmasına neden olabilecek her türlü açılımın kabulü mümkün değildir. Umudumuz hükümetimizin de dikkatli bir şekilde taviz vermeden netice alınabilecek girişimlerde bulunmasıdır. Yedi düvele karşı Kanla canla korunmuş bu aziz vatanın masa başı oyunlarla bir karışının bile elden çıkmasının kabul edilemeyeceğini herkesin bilmesi kabul etmesi gerek. |